Çok iyi bir işi var, ailesi ile iyi anlaşıyorum, bana çok değer veriyor ve çok da yakışıklı! Ama evlenme teklifini kabul etmedim..." Geçen hafta bir arkadaşımdan bu sözleri duyunca kulaklarıma inanamadım. Fal taşı boyutuna gelen gözlerimi fark eden Nilay, adamın daha önce evlenip boşandığını söyleyince durum hemen anlaşıldı, tabii. Geleneksel boşanmış erkek fobisi bir ilişkiyi daha tehdit etme aşamasındaydı. Çoğu kadına göre, boşanmış bir erkek cilası pırıl pırıl parlayan ama aslında uçurumdan yuvarlanıp, iki takla atmış bir arabaya benziyor. "Ben arabayı sürekli tamire götürmekle uğraşamam" diyen kadınlar ise, boşanmış erkeklerden bucak bucak kaçıyor. Oysa ki daha önce başından bir evlilik geçmiş bir erkeğe şans vermek için birçok neden var.
Evlilik sorumluluklarını bilir
Evlilik hayatının ister istemez dayattığı çeşitli gereklilikler vardır ve evli bir insan kafasına her estiğini, istediği anda yapamayacağını bilir.
Boşanmış bir erkek bu gereklilikleri daha önce yerine getirememiş bile olsa, nasıl davranması gerektiğinin bilincindedir. Tekrar evlenmeyi kafaya koyduğuna göre de, bu zevkli tutsaklığı bunu daha önce yaşadığı için boşanmamış bir erkeğe göre daha ayakları yere basarak kabul ediyor demektir.
İlişkiden ne istediğini bilir
Daha önce evlilik tecrübesi geçirmiş bir erkek, evliliğinin yürümemesinin nedenlerini, niçinlerini öğrenmiş, aynı zamanda hatalarından ve eşinin hatalarından ders almıştır. Karşınızda sizin evlilik tecrübesizliğinizin de üstesinden gelebilecek deneyimli bir erkek var. Bu deneyimden kaçmak yerine, bunu ilişkinizi daha iyiye götürmek için kullanmanızda ne gibi bir zarar olabilir ki?
Bağlanma korkusunu aşmıştır
Erkeklerin hayat boyu yenmeye çalışıp, çoğu zaman da yenemedikleri korkuları vardır: Bağlanmak. Bu korku en aşık çiftleri bile ayırmaya kadir, çok etkili bir bombadır ve etkisiz hale getirilmesi ise çok zordur. Eğer bir erkek bir kere evlenip boşanmışsa ve buna rağmen tekrar evlenmek istiyorsa, bağlanma korkusunu tedavi edebiimiş demektir.
Tutkular yerine mantığı öncelikli alır
İkinci evliliğini gerçekleştirmeye karar vermiş bir erkek, mantığının sesini dinlemek zorunda olduğunu bilir. Önceki evliliğinde yaşadığı tecrübelerden yola çıkarak; aynı hatalara tekrar düşmemek için mantığını nasıl kullanması gerektiğini de artık öğrenmiştir. Bir ilişkide artıları ve eksileri çok daha iyi değerlendirebilmesini öğrenebilmiş bir erkek, aslında, sanılanın aksi. ne mükemmel bir damat adayıdır.
Daha olgundur
Hepimiz biliriz ki, erkekler ilk gençlik yıllarında tamamen iç güdülerine ve gelgeç isteklerine göre hareket ederler. Yaşları kemale ermeye başlayınca zekalarını kullanmayı öğrenirler ve aşkta daha doğru seçimler yapmaya başlarlar. Evlilik ve boşanma gibi olaylar da, tıpkı askerlik gibi bir erkeği olgunlaştırma yöntemlerinden biridir.
Stajını bitirmiştir
Erkekler, tıpkı asıl çalışmak istedikleri firmaya girebilmek için öncesinde staj yapmak durumunda kalan yeni mezunlar gibidir ilk evliliklerinde. Bir erkek ikinci evliliğini sizinle yapmak istiyorsa, bu sizinle staj yapmak değil; hayat adlı meslekten sizinle beraber emekli olmak istediği anlamına gelir.
Teşekkür Sayısı: 113
376 Mesajda 183 Defa Teşekkür Aldı
Seviye
Aktiflik: 72 / 720
Güç: 387 / 11462
Deneyim: 80%
İletişim
ayaz paylasımın ıcın tesekkurler gercekden guzel paylasm
ama dunyada bu tarıfe benzer kısılıge sahıp kac ınsan var bence bı elın parmak sayısı kadardır..
<------- SoNeR 'in İmzası------->
Aşk Bir Savaşmıdır ?
Kocaman, süslü, edebi cümlelerin arkasında anlatılan aşk, aslında bir savaş mıdır? Değilse neden bir türlü yenemez insan içindeki hırsı? Bunca kavga ne için?
İlişkilerin başlangıcına şöyle bir göz atalım. İlk bakışma, hani şu kalbi yerinden fırlatacak göz göze gelme anını ele alırsak, savaşın başladığı yer orası olmalı!
İlk hamleyi bekleyen taraflar, zaman uzadıkça gerilirler. İlk anın büyüsünün kaybolması endişesi başlar. Detaylar göze çarpar. Adım atması beklenen, genel geçer kurallar içinde erkektir ancak kadının neden bu işi başlatmadığı anlaşılmaz. Makul sebepleri vardır elbette ama bunu da kıracak cesaret muhtemelen o kadında olmaz.
Tanışma anını tamamlayan çift, kendini anlatma derdine düşer. Çoğunlukla gerçeklikten uzak olan bu sohbet, her iki taraf içinde zaman geçtikçe unutulacaktır. Unutulmak zorundadır çünkü kimse kendi yalanıyla yüzleşmek istemez. Savaş boruları çalmaya başlamış ve gerçek hücum zamanı gelmiştir.
Hangi amaca yönelik bir ilişki olacağı, aslında ilk anda bellidir. Sekse yönelik tek gecelik bir olay mı, sevgi dolu yürümesi umut edilen uzun soluklu bir birliktelik mi? Bunlar ilk buluşmada kokusunu verir.İstisnaların kaideyi bozmadığı hikayemizde, kadın için avın anlamı, mutluluk dolu ve sürekliliği olan bir ilişkidir. Erkek içinse, “önce bir bakalım tenimiz uyuşuyor mu”’dan öteye geçmesi, şartlara bağlıdır. Kadın adamla birlikte olma süresini ne kadar geciktirirse, o derece kıymete bineceği öğretisine dayanarak, tüm cephanelerini donanır ve gelecek saldırıyı bekler.
Erkek savaşın bu ilk hücumunun ne kadar önemli olduğunu bilir. Ya o anda kalenin etrafı çevrilecektir, ya başka bir kale fethedilmek üzere yola çıkılacaktır. Ortak bir noktada buluşmaya ikna olmaları için, değişik faktörlerin etkili olması gerekir.
Gördüğünüz gibi çatışma daha ilk anda başlar. Bütün bir ilişki boyunca devam eder. Her iki taraf için de geçerli bir kural vardır: “Beni anlamıyor!” Zaman geçtikçe, savaşın şiddeti daha da yükselecektir. İlişkinin hakimiyetinin kimde olacağı, kararları kimin vereceği, bireysel özgürlüklerin korunması gibi pek çok konuda kimse silahını elden bırakmayacaktır.
Bu karşılıklı sürüp giden ancak kimsenin itiraf etmeden, gizlice yürüttüğü savaşın adı aşk değildir. İçinde vefa, cefa, tevazu, dostluk, empati, teslimiyet, fedakarlık olmayan davranış ve duygular, aşkın içinde yer almaz. Aşk bir çeşit bencillik halidir mutlaka ama nefret ve hırs barındırmaz. Bu çatışmalardan elimize iyi ya da kötü bir ilişki, evlilik, sevgi geçer; ancak asla aşk olmaz!
Paylaşım için teşekkürler...
Boşanmış kadınlarında açılımını yaparsak ...Yine kadın, erkek eşitsizliği ortaya çıkacak.
...Şöyle bir durum var ortada inkar edilemez...Örf, adet, gelenek, görenek...v.s...Çevre, aile ve tepkiler bizi etkileyebiliyor ister, istemez...
Aslında önemli olan hayatta, sevmek, sevilebilmek...Saygı çerçevesinin dışına çıkmadan gerçekten mutlu , huzurlu olabileceğin bir insanla olmak...Yastığa başını koyduğunda yanında olduğuna ve Allah ın seni onunla buluşturduğuna şükrettiğin insanla olmaktır.
YÜCE RABBİM HERKESE NASİP ETSİN ...Şu 3 günlük dünyada sevgi ile , barış ile , huzur ile yaşayıp...Huzur ile ölümün de hayırlısı ile göç etmek lazım diye düşünüyorum...Ama bazen mümkün olmuyor...
Daha yazacaktım ama :-) Üzgünüm acıktımmm...:-)))